DOLAR 7,9991
EURO 9,5083
ALTIN 464,08
BIST 1.321
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 13°C
Hafif Yağmur

Simülasyon Teorisi; Bir Simülasyon İçerisinde Mi Yaşıyoruz?

Simülasyon Teorisi; Bir Simülasyon İçerisinde Mi Yaşıyoruz?

Simülasyon Teorisi; Bilim Adamları, Allah Yok Hepimiz Bir Simülasyon İçerisinde Yaşıyoruz Dedi!

Simülasyon teorisi, kuramı, argümanı incelendiği zaman Jean Baudrillard’a dayandığı görülmektedir. Dünyaca ünlü Fransız sosyolog ve filozof Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon adlı çalışmasıyla simülasyon teorisine değinmiş ve birtakım çalışmalara imza atmıştır. Jean Baudrillard’a göre simülasyon araçları;

  • Hipergerçeklik Yaratıcısı Medya
  • Simülakr Savaşlar
  • Tarih ve Sinema
  • Hipermarket ve Hipermallar
  • Reklam

olarak bilinmektedir. Baudrillard’a göre dünyadaki her şey bir simülasyon olmaktadır. Hatta Simülakr ve Simülasyon eserinde bizlere gerçeğin sonsuz bir şekilde üretilerek ortadan kaybolmasından bahsetmektedir. Peki yaşadığımız evren gerçekten de bir simülasyon mudur?

Bizler Bir Simülasyon İçerisinde Miyiz?

Bizler Bir Simülasyon İçerisinde Miyiz?

31 Mayıs ve 2 Haziran 2016 tarihleri arasında Amerika’da Recode Konferansı gerçekleşti. Bu konferansın konuşmacılarından birisi de herkesin son zamanlarda yakından tanıdığı bir isim Elon Musk’tı. Katıldığı bu konferansta Elon Musk, hepimizin bir simülasyon içerisindeki bilgisayar karakterleri olduğumuzu öne sürdü. Konferansta direkt şu sözlere yer verdi: “Bu mantığı yürütürsek gerçek dünyada yaşama şansımız milyarda bir. Şimdi bu argümanda ne yanlış var onu söyleyin. Bu argümanda hata var mı? Gerçek dünyada yaşama şansımız milyarda bir. Belki de simülasyonda yaşıyoruz diye sevinmeliyiz.”

Elon Musk bilmeyenler için açıklamak gerekirse, günümüzün en vizyoner ve zeki insanlarından birisidir. Kendisi hali hazırda başarılı olduğu inanılması güç projelere de imza atmıştır. Bunlara verilebilecek en uygun örneklerden biri de “Neuralink Projesi”dir. Tesla Motors ve SpaceX şirketlerinin de kurucusu olan Elon Musk, bu proje sayesinde insan beyni ile bilgisayarın bir araya gelmesini amaçlamaktadır. Fark ettiğiniz üzere kendisi gayet başarılı birisi ve haliyle böyle bir argüman öne sürmesi de oldukça merak uyandırıcı.

Simülasyon Teorisi ve Ötesi

Simülasyon Teorisi ve Ötesi

Simülasyon Teorisi ve ötesine baktığımızda aslında filozof Bostrom şunu dile getirmektedir. Şayet bir simülasyon içerisinde yaşamıyorsak, diğer iki olasılıktan bir tanesinin doğru olması gerekir. Fakat bunlar pek mümkün olasılıklar olmadığı için bizler bir simülasyonun içerisindeyiz der. Simülasyon teorisi için Matrix filmini de izlemenizi öneririz. Bildiğiniz üzere bu filmde de bir simülasyonun içerisinde gerçekleşen olaylar görülmektedir. Acaba gerçekten hepimiz bir simülasyonda mu yaşıyoruz? Gelin dilerseniz biraz daha geçmişe gidelim ve “Simülasyon” teorisine yakından bakalım.

Simulasyon Teorisinin Çıkış Noktası

Simülasyon Teorisinin Çıkış Noktası

Yazımızın en başından beri bahsettiğimiz simülasyon teorisi 2001 yılında Nick Bostrom tarafından öne sürülmüştür. Nick Bostrom 2001’in mayıs ayında yayınladığı, “Are You Living In a Computer Simulation?” – Bir Bilgisayar Simülasyonu İçerisinde Mi Yaşıyorsunuz? – adlı makalesinde bu teoriyi öne sürmüştür. İsveçli filozof Bolstrom makalesinde 3 olasılıktan bahsetmektedir. Aynı zamanda bu 3 olasılıktan 1 tanesinin de gerçek olma ihtimalinin %100’e çok yakın olduğunu belirtmiştir. Simülasyon teorisini anlayabilmek için gelin bu olasılıklara bir göz atalım.

1. Olasılık

1. Olasılık: İnsanlık olarak soyumuz, post-insan evresine ulaşamadan büyük olasılıkla sona erecek.

Olasılıklardan ilkinin gerçek olduğunu varsayarsak, bizler asla kendi simülasyon evrenimizi yaratabilecek kadar üstün bir hale gelemeyeceğiz. Bunun birbirinden farklı birçok sebebi de olabilir. Örneğin; savaşlar, zekamızın gelişebilirlik limiti, yetersiz kaynaklar ya da Büyük Filtre’ye takılmış olmak. Lakin geçmişten günümüze bir pencereden baktığımızda teknolojimiz gerçekten de epey gelişmiş bir noktada. Çok detaylı programlar ve açık dünya bilgisayar oyunları yapabiliyoruz. Evreni simule edip birçok bilinmeyeni açıklığa kavuşturabiliyoruz. Birkaç asır sonra belki de daha fazlasına erişmiş olacağız.

2. Olasılık

2. Olasılık: Herhangi bir post-insan simülasyon yapabilecek bir uygarlığa ulaşmış olsa bile simülasyon yapmaya istekli olmayacak.

Şimdi geçelim ikinci olasılığımıza. Dünya üzerindeki bizlerden çok az bir genetik farkı olan canlılara baktığımızda, insanlar ile arasında birçok davranışsal farklılığın olduğunu gözlemleyebilmekteyiz. Peki bizlerden yine çok az genetik farklılıkla daha ileri bir insan ötesi varlık olsa ne olacak? Nasıl ki bizden düşük olan hayvanlar ya da canlılar diyelim bizlerin yaptığına akıl sır erdiremiyorsa, belki de bizler de bizlerden üstün olan bu şeylere akıl sır erdiremiyor olabiliriz. Evrim teorisine göre bizden daha fazlasına evrimleşebilmiş medeniyetler, kültürler söz konusu ise bunlar kendi tarihlerinin birer simülasyonlarını yaratmış olabilir. Eğer durum tam da böyleyse bizler direkt üçüncü olasılığa ilerlemiş oluyoruz.

3. Olasılık

3. Olasılık: Hepimiz kesin bir biçimde bir bilgisayar simülasyonu içerisinde yaşıyoruz.

Son olasılığımıza baktığımızda bir simülasyonun içerisinde olduğumuzu söyleyebiliyoruz. Yukarıda bahsettiğimiz insan ötesi medeniyetler sayısını bilemediğimiz şekilde simülasyon evrenler yaratmış olabilir. Bu doğrultuda bizler simule edilmiş bilinçlerimizle beraber bir simülasyon içinde varlığımızı sürdürüyor oluruz.

Biraz daha ileriye gittiğimizde, işin içerisine Kuantum Fiziği, Planck Mesafesi, Farksızlık İlkesi, Dışlama İlkesi, Holografik Evren ve daha birçoğu dahil oluyor ve tam bir bilinmezlik ortaya çıkıyor. Bundan 500 yıl önce birisine bizler gelecekte ceplerimizde taşıyacağımız küçük cihazlar sayesinde çok uzak mesafelerdeki insanlar ile iletişim kurabileceğiz desek herhalde deli diye adımız çıkar ya da kafir diye damgalanırdık. Bundan dolayı yaşayacağımız bir felaket olmadığını varsayarsak 500 yıl sonrasını düşünmek gerçekten inanılmaz gelebilir. Yukarıda değindiğimiz kavramları dilerseniz biraz açalım.

Kuantum Dolanıklığı

Kuantum Dolanıklığı

Kuantum dolanıklığına en temelde baktığımızda uzay ve zamanda anlık etkileşime izin veren bir kavram olduğunu görebiliyoruz. Kuantum dolanıklığı, aynı anda aynı madde tarafından fırlatılan herhangi iki madde birbirlerine ne kadar uzak olursa olsun etkileşim içerisindedir der. Yani bu maddeler birbirlerinden uzak konumlarda olsa bile bir etkileşimin içerisinde bulunurlar. Sürekli bir telekomünikasyon cihazı ile birbirlerinden haberdar oldukları bir durum gibidir. Aynı zamanda bu maddelerden birine yapılan etkiden, diğer etkileşim içerisinde olan madde de etkilenir. Bu da uzay ve zaman konularına daha fazla yoğunlaşılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Planck Uzunluğu

Planck Uzunluğu

Planck uzunluğunu anlayabilmek için öncelikle bir ismi bilmemiz gerekmektedir. Max Planck kuantum fiziğinin kurucu ismi olarak bilinir. Planck’a göre evrendeki fizik yasalarını belirlememizi sağlayan evrensel sabit değerleri görelilik denklemine ve kuantum mekaniğine eklediğimizde bu fizik yasalarının yalnızca Planck uzunluğuna kadar geçerli olduğunu görebiliriz. Dolayısıyla Planck uzunluğundan herhangi bir derece kısa mesafeyi ölçemiyoruz. Peki bu tam olarak ne demek oluyor? Yani işin olayını özetlemek gerekirse evrenimizin en küçük noktası Planck olarak nitelendirilen piksellerden oluşmuş diyebiliriz. Pikselin ardına gidemiyoruz.

Işık Hızı

Işık Hızı

Işık hızı birçoğumuzun duymuş olduğu bir kavramdır. Einstein ise ışık hızı için evrenin kendisinin bir hız limiti olduğunu belirtmişti. Yani buna göre ışıktan daha hızlı gitmek imkansızdır. Işık hızı ise saniyede 300 bin kilometre gibi bir değerdir. Işık hızından daha hızlı gidebildiğimiz zaman Einstein, birtakım neden-sonuç ilişkilerinde problemler ve mantık hataları çıkacağını belirtmiştir. Hatta ışık hızını geçtiğimiz takdirde zamanda yolculuk dahi yapmak mümkün olacaktır.

Young Deneyi

Young Deneyi (Çift Yarık Deneyi)

Young deneyi aslında ışık bir dalga mı yoksa parçacık mı sorusuna yanıt bulmak için yapılmıştır. Bu deneyin sonucunda ise ışığın hem dalga hem de parçacık olarak davrandığı ortaya çıkmıştır. Buradaki en merak uyandıran şey, ışığın bir şekilde onu gözlemlediğimizi anlıyor olmasıdır. Yani özetlemek adına şu şekilde belirtebiliriz. Işık onu gözlemlemediğimizde farklı, gözlemlediğimizde farklı hareket ediyor. Bu da simülasyon teorisini bir nebze de olsa doğrular nitelikte.

Fermi Paradoksu

Fermi Paradoksu

Fermi Paradoksu ismini ünlü fizikçi Enrico Fermi’den almaktadır. Enrico Fermi, çok ünlü olan Drake denklemini kullanarak uzayda zeki yaşam formu olup olmadığını yeniden hesapladı. Hesaplamalarında sonra dedi ki; “Herkes nerede?”. Hali ile buna net bir cevap bulamadığı zaman Fermi Paradoksu doğmuş oldu. Fermi’ye göre dünya dışı medeniyetlerin bizimle iletişime geçmeleri için kalkıp gelmesine gerek yok. Bir radyo sinyali de onların var olduğuna bir kanıt olabilir. Ancak böyle bir durumda hali hazırda mevcut değil. Bu nedenden ötürü Fermi Paradoksu büyük bir anlam kazanmaktadır.

Büyük Filtre Teorisi

Büyük Filtre Teorisi

Büyük Filtre teorisi aslına bakıldığında bir paradoksa cevap niteliğinde ortaya atılmıştır. Fermi Paradoksu’na cevap niteliğinde olan bu teoriye göre dünya dışında herhangi bir yaşam izi bulamıyoruz. Çünkü büyük bir yok edici güç mevcut ve gelişen medeniyetleri belli bir aşamaya geldiğinde yok ediyor ya da bu medeniyetler kendi kendilerini yok ediyorlar. Böylelikle kimse birbiriyle iletişime geçemiyor ve bu yüzden yalnızlık baki kalıyor.  Şimdi bu Büyük Filtre teorisine doğrudur denildiğinde ortaya farklı problemler çıkıyor. Bizler bu Büyük Filtre’yi atlattık ve ötesine mi geçtik yoksa henüz Filtre’ye yaklaşamadık mı?

Filtre’yi geçtiysek bu demek oluyor ki tamamen yalnızız çünkü diğerleri başaramadı ve bizler es kaza geçtik. Bundan ötürü de başka yaşam formu yok. Eğer Filtre’yi henüz geçmediysek bizim bir tık üstümüzde olan medeniyetler Büyük Filtre’ye yaklaştı ve yok oldu. Bundan dolayı da evrende yalnızız ve henüz o noktaya gelemedik.

Simülasyon Teorisi Çürütüldü Mü?

Simülasyon Teorisi Çürütüldü Mü?

Bilim çerçevesinde bu zamana kadar birçok araştırma gerçekleşmiş olsa da bilim adamları ne kesinlikle simülasyon içerisindeyiz ne de kesinlikle simülasyon içerisinde değiliz diyemiyorlar. Teoriler ve kuramlar üretilip bilim dallarının her birinden yararlanıp çözüm arayışında oluyorlar. Olaya hem bilimsel hem de felsefi açıdan yaklaşılıyor. Ancak bakıldığında Simülasyon Teorisinin hatalı olduğunu dile getiren net bir şekilde bir savunma ortaya çıkamıyor. Bazı bilim adamları simülasyon teorisini fizik kurallarını çözemediğimiz zaman arkasına saklanabileceğimiz güvenli bir liman olarak görüyor. Bazı bilim adamları ise evrende bu derece bir simülasyonu çalıştırabilecek bir elektron sayısının mümkün olmadığını söylüyor.

Belki de simülasyon teorisi çoktan çürütüldü ve bizler git gide evrende başka yaşam formları bulduğumuzdan ötürü gittikçe Büyük Filtre’ye yaklaşıyor da olabiliriz. Bilimde gerçekleşecek atılmalar sayesinde yakın bir gelecekte bütün bu teorilerin daha da anlamlanabileceğini düşünmekten başka bir şey de yapamıyoruz.

YORUMLAR

  1. CanK dedi ki:

    Ben kesinlikle bu simülasyon teorisine inanıyorum hatta İsviçrede 30 bilim adaımından oluşan özel bir bilim enstitüsü açıldı sırf bu teoriyi araştırabilmek için